• taç perde
  • fuar son
  • elit

Siyasette Asalet, Ehliyet Ve Kabiliyetin yeri -1

  • 24 Ocak 2011 13:59
  • A
  • A
Siyasetteki bu üç kavramı hem ayrı ayrı hem de birlikte ele alabiliriz. Kavramların içerik analizi yapmak başlı başına bir iştir. Ama bu kavramlar birlikte ele alındıkları zaman siyasetin ufuklarını daha geniş bir perspektifle ele almak mümkün olacak. Tabi olarak bu amacın somutlaşması için de siyasetin ne olduğuna, ne olması gerektiğine ya da ne olmaması gerektiğine yakından bakmak lazımdır. Siyasete getirilen tanım ya da tanımlar göre asalet, ehliyet ve kabiliyet kavramları ikinci bir plana itilebilirler. Çünkü bu kavramlar siyaset faaliyeti içinde birlikte anlam ya da anlamsızlık kazanıyorlar. Siyaset öncülleştirilirse öteki kavramlar buna endekslenir. Eğer siyaset algısı doğrular üzerine, hak, hukuk, eşitlik, demokrasi ve toplumsal hizmet üzerine bina edilecekse asalet, ehliyet ve kabiliyet o zaman birlikte önem kazanıyor. Hayır, eğer siyaset algılaması ve tanımı hilebazlık, Ali Cengiz oyunu, rant, iktidar düşkünlüğü, yalan söyleme sanatı, kariyerizim gibi kavramlarla izah edilecekse o zaman da siyasetin felsefesi başka bir zemine kayar.
     Burada dile getirmeye çalıştığım görüşler düşünce tarihini ilgilendiren tüm önemli siyasi metinlerde dile getiriliyorlar. Siyasetin önemli tartışmaları hep bu sorulara cevap bulmakla meşguldür. Şimdiye kadar sorulan sorulara verilen bir tek cevap yoktur, cevaplar çoğul niteliklidir ve siyaset felsefesine yakından bağlıdır.
     Yukarda öz olarak formüle etmeye çalıştığım siyasetin iki ana algılama modeli, tüm siyaset bilimi tartışmalarında açık ya da kapalı olarak dile getirilirler. Hep sorarız siyaset nedir ne değildir diye? Salt siyasi pratiği ele alacaksak, bunun bir tek cevabı yoktur.
     Orta doğuda siyasi metinlerinin klasiklerinden sayılan Nizamilmülk’ün Siyasetnamesinden tutun da tüm öteki metinler de Şahlık ve Padişahlık düzenini korumak için egemenlere hep öğütler verilmektedir. Bu metin ve görüşlerde iktidar ve devlet kutsaldır, meşrutiyetini dinden ve gelenekten almaktadır. İktidarı kalıcı yapmak için büyük ve küçük hileler tek tek sayılırlar bu bağlamlarda. Buradaki temel düşünce şudur; Şahlar, Halifeler ve Padişahlar, ne olursa olsun iktidarlarını korumak zorundadırlar. Bunun için ne gerekiyorsa yapılır. Ama hiçbir zaman siyasetin temel değerleri üzerine derinlemesine değerlendirmeler yoktur.
 Padişahım sen yaşa! Önemli olan iktidarda olmaktır, iktidarı korumaktır. Bu uğurda kelle devirmek büyük bir kabiliyet olarak değerlendiriliyor.
     Aynı yaklaşımı Avrupa düşünce tarihinde de görebiliriz. Bu bağlamda örnek gösterilen Niccola Makyavelli’nin Prens adlı kitabi yine iktidarı korumak için her türlü hile mubahtır, hatta yalan söyleme bile geçerlidir! Makyavelizm bu tarz siyasete verilen bir isimdir.
 Şimdi böyle bir siyaset algılaması çerçevesinde asalet, ehliyet ve kabiliyetten söz etmek pek fazla geçerli olamaz. Önemli olan iktidara gelmek ve orada kalmayı başarabilmektir. Düz bir mantıkla şöyle diyebiliriz; iktidarda olan zaten asaletlidirler. Ehliyetleri ve kabiliyetleri olmasaydı zaten iktidara gelmezlerdi diye yanlış bir algılama var. İktidarda olanlar zaten kabiliyetli insanlar olduğu için, iktidara gelme kabiliyetini göstermişler diye yanlış ve çarpık bir anlayış vardır…
     Hâlbuki her coğrafya da iktidara gelen yığınla kabiliyetsiz ve ehliyetsiz insan var. Orta doğu da böylesi siyaset insanlarının çok müstesna bir laboratuvarı konumundadır. Ehliyetsizlik ve kabiliyetsizlik sanki orta doğudaki siyasetin bir kaderiymiş gibi algılanmaktadır. Kaderimiz böyledir denilir ve bu algılama dini değerlerle güçlendirilmeye çalışılıyor. O yüzden orta doğudaki siyaset anlayışı farklı bir kulvarda gelişiyor. Darbeler, militarizm, nepotizm, yani akraba siyaseti, tembellik, hazıra konma ve plansızlık siyasetin temel göstergeleri olmuşlardır.
     Bir kere, insani değerler açısından asaletli olanlar, iktidar kirlenmeye başladığı zaman, bunu ne pahasına olursa olsun koruyamazlar. İktidar kirlendiği zaman, ben giderim diyen ve gerçekten gitmesini bilen insan asaletlidirler. Genel anlamıyla bir kamu hizmeti olan siyaset her zaman meşru ve adil olmak zorundadır. Bu algılamanın kesin olarak siyasetin teorik ve pratik özünü oluşturduğunu savunmamız gerekir. Siyasetin pratiği ve değerleri de buna göre şekillenmelidir. Temel değerler açısından (bunlar dini, felsefi ya da toplumsal değerler olabilirler) ahlaki mecrasından uzaklaşmış olan bir siyaseti savunmanın asaletle bağdaşır bir yanı yoktur. Asaletli siyaset temel insani değerlere sıkı sıkıya bağlı kalmak zorundadır. Çağının temel değerlerine bağlı olmayan bir siyaset gericileşmeye ve yozlaşmaya mahkûm kalır ve asaletten uzaklaşır. Çünkü temel olan asıldır, asıl olan da temel olmalıdır. Siyasetin temel alanı da asıl olmalıdır. Asıl olmayan bir siyaset hemen gelir ve geçerdir, arkasında kalıcı bir iz de bırakmaz. Bu bağlamda siyaset siyaset için yapılır, asıl olması gereken toplum da bu arada unutulur. Mesela Haçlılar döneminde Selahaddin Eyyübi asıl bir siyaset yürütüyordu ve bu siyaset o döneme damgasını vurdu. Bilindiği gibi Selahaddin Eyyübi düşmanları tarafından bile takdir ediliyor, liderliği ve kabiliyeti karşıtları tarafından sürekli dile getiriliyordu.
 
DEVAMI GELECEK HAFTAYI...